Tılsımdan’ın Hikayesi

Her şey küçük bir soruyla başladı:

İnsan, gönlünden geçen bir niyeti ne kadar içinde taşır?

Bazen kimseye anlatmadan…

Bazen yıllarca…

Bazen de yalnızca gerçekleşmesini umut ederek.

Kimi evine huzur ister.

Kimi rızkına bereket…

Kimi hayatında hayırlı bir kapının açılmasını bekler.

Kimi ise üzerinde taşıdığı bir ağırlığı geride bırakmak ister.

İnsan değişir, zaman değişir, hayat değişir.

Ama insanın bir şeyleri gönülden istemesi, umut etmesi ve niyet etmesi pek değişmez.

Tılsımdan’ın hikâyesi de benim için tam olarak burada başladı.

Tılsımların, sembollerin ve yazılı niyetlerin geçmişten bugüne insanların hayatında nasıl bir yer tuttuğunu uzun zamandır düşündüm.

Bir tarafta nesiller boyunca aktarılan eski bir dünya vardı. Diğer tarafta ise bugün bu dünyaya ilgi duyan fakat karşısına çıkan karmaşık anlatımların arasında neye güveneceğini, neyi nasıl değerlendireceğini bilemeyen insanlar…

Ben bu ikisinin arasında başka bir yol olabileceğine inandım.

Geçmişten gelen tılsım kültürünü olduğu gibi taklit etmek de istemedim, onu yalnızca gizemli kelimelerle süsleyip olduğundan farklı göstermek de.

İstediğim şey daha sadeydi:

Özündeki manayı ve gizemi kaybetmeden, onu bugünün insanıyla yeniden buluşturmak.

Tılsımdan böyle doğdu.

Bu yola çıkmadan önce, nasıl bir hizmet sunmak istediğimi uzun uzun düşündüm.

Büyük sözler söyleyen değil; yaptığı işi özenle yapan biri olmak istedim.

İnsanların duygularını ve beklentilerini kullanan değil; onlara saygı duyan.

Her şeyi bildiğini iddia eden değil; ne sunduğunu ve ne sunmadığını açıkça söyleyebilen biri…

Çünkü benim için güven, bir cümlenin sonuna “bana güvenebilirsiniz” yazmakla oluşmuyor.

Güven; zamanla, tutarlılıkla ve yapılan işin arkasında durmakla oluşuyor.

Bu yüzden Tılsımdan’da hiçbir zaman mucizeler vadetmek ya da bir insanın hayatında kesin olarak ne olacağını söylemek istemedim.

Benim için tılsım, insanın iradesinin veya çabasının yerine geçen bir şey değil.

O daha çok, insanın çıktığı yolda taşıdığı niyetin sessiz bir hatırlatıcısı.

Belki de bu yüzden bu çalışmalara bir isim ararken uzun uzun anlatmaya çalıştığım her şey sonunda tek bir kelimede karşılığını buldu:

Tılsımdan.

Çünkü ben bir tılsımdan daha fazlasını vadetmek istemedim.

Ama bir tılsımdan beklenen o anlamı, özeni ve sessiz eşliği de sıradanlaştırmak istemedim.

Bugün Tılsımdan’ın hikâyesi henüz yolun başında.

Belki yıllar sonra dönüp baktığımda çok daha uzun bir hikâye anlatıyor olacağım. Fakat başlangıç noktamın değişmesini istemiyorum:

İnsanın niyetine saygı duymak.

Yaptığım işi özenle yapmak.

Ve bana duyulan güveni hiçbir zaman sıradan görmemek.

Çünkü bazen insanın çıktığı yol değişmez.

Ama o yola çıkarken içinde taşıdığı niyet, yolculuğuna bambaşka bir anlam katabilir.

Ve benim hikâyem de tam olarak

o niyetle başladı.

Tılsımdan
Her niyetin bir tılsımı vardır.